İznik Ultra 140K Yarış Raporu

Bu sene 6.sı düzenlenen benim de 4. defa katılacak olduğum İznik Ultra Maratonu’ndan 2 hafta önce Rotterdam Maratonu‘nu koşmuştum, fiziksel ve zihinsel olarak çok yorgun bir durumdaydım, maraton umduğum gibi geçmemiş ben de maraton öncesinden ve sonrasından gelen yorgunluklarla 2 haftalık süreyi dinlenerek geçirmiştim…Açıkçası takım arkadaşlarımın telkinleri ve “nasıl olsa bitiririm, zaten bir hedefim yok, en kötü ihtimalle yavaş gider ve yürürüm” gibi çok da mantıklı olmayan ama garip bir şekilde kendimi rahat hissetmeme neden olan (saçma) bir iyimserlik ile yarışa gelmiştim..

Yarış hakkında

Yukarıda da belirttiğim gibi İznik Ultra Maratonu bu yıl 6. defa koşuluyor ve ulusal ve uluslararası düzeyde artık çok bilinir bir yarışa dönüşmüş durumda.. Yarış 5 farklı parkurdan oluşuyor;

  • İznik Ultra Maratonu – 140 K – yaklaşık 3320 m kazanım
  • Orhangazi Ultra Maratonu – 90 K – yaklaşık 2600 m kazanım
  • İznik Dağ Maratonu – 50K – yaklaşık 1700 m kazanım
  • Derbent Dağ Koşusu – 15K
  • İznik Tarihi Kent Koşusu – 5K

Parkurlar ve detayları hakkındaki bilgilere yarış linkinden ulaşabilirsiniz.

Yarış haritası
Yarış parkuru (kayıt: Strava)

Öncesi

Katılacak olduğum 140K etabı Cuma gecesi 00:00’da başlayacaktı, ben de İstanbul’dan yola çıkan Oğuz (Alp Bekircan), Tolga (Güler) ve Serpil’le (Semercioğlu) birlikte öğlen saatlerinde İznik’e varmıştım. İlk iş olarak konaklayacağımız otele eşyalarımızı bıraktık, özellikle yarışın start ve finiş noktasına çok yakın olması nedeniyle iyi bir otel tercihi yaptığımızı söyleyebilirim. Sonrasında start noktasının hemen yanında bulunan kayıt alanına giderek malzeme kontrolü ve kayıt işlemlerini hızlı bir şekilde tamamladık ve klasik hale gelen Köfteci Yusuf ziyaretimizi gerçekleştirerek yarış öncesi son yüklemeleri yaptık ve yarış saatini beklemeye başladık 🙂

IMG_1081
Twilight Team yarışa hazır…

Koşanlar bilir; uzun mesafe yarışları öncesi hele de bu yarışlar İznik’te olduğu gibi gece ya da akşam geç saatlerde başlayacaksa öncesinde zaman bir türlü geçmek bilmez.. Yatarsınız; uyuyamazsınız.. Kalkıp dolaşmak istersiniz; yarış öncesi yorulmayayım der kendinizi tutarsınız.. Yemek yersiniz, karnınız toktur ama “daha fazla mı yemeliyim” diye düşünürsünüz.. Tüm bu sıkıntılar içinde bir yandan da kıyafet seçimi ve çanta hazırlığı yapar hangi kıyafet ile yarışa başlayacağınıza, neleri çantanıza koymanız gerektiğine bir türlü karar veremezsiniz. O kadar ki; gece olmadan yarış bir an önce başlasa da şu düşüncelerden kurtulsam der durursunuz..

Ben de yukarıda saydığım düşünceler ve ruh hali içinde yarıştan 10-15 dk öncesinde start noktasına geldim ve dropbag noktasına torbamı vererek hatıra resmi çektirmeye ve dostlarla sohbet etmeye başladım..

IMG_1119
Start öncesi.. (Deniz, Serdar, Savaş, İlker, ben, Oğuz, Tolga, Aykut, Gökhan, Özgür, Güven ve Dinçer ile)

Sevgili Mert’in (Derman) yarış raporunda belirttiği gibi 140K parkurunun başlangıcı hep hüzünlü gelir insana.. Gerçekten de yarışı koşacakların dışında çok fazla insanın olmaması, olanların ve koşucuların da sakin  ve dingin bir ruh halinde olması (belki de dışarıya yansıtmak istemedikleri gerginliklerinin etkisiyle), ayrıca koşulacak mesafenin uzunluğu ve bilinmezliği gibi nedenlerle diğer yarışlarda gördüğünüz kargaşa ve tempoyu bu yarışın startında göremezsiniz. Geri sayımın bitmesi ve startın verilmesi ile birlikte önünde yer alacak yeni gün boyunca mücadele verecek olan koşucular sakin bir tempo ile koşmaya başlarlar…

Yarış

Tam da yukarıda belirttiğim duygular içinde saat tam 00:00’da start verildi ve 62 koşucu karanlığın içine doğru koşmaya başladık.. Hava genel olarak soğuk ama güzeldi, yarışa kısa kollu bir iç katman, üzerine uzun kollu kıyafet, uzun tayt, kafamda ve boynumda 1’er adet buff, ayağımda ise vazgeçilmezim olan TNF Single Track ile başlamıştım. Çanta olarak Deniz’den (Ada) ödünç aldığım Salomon S Lab 12 lt çantayı kullanmış ve yanıma baton almamıştım. Yarışın 55K noktası olan ve dropbag bıraktığımız Örnekköy istasyonuna yedek kıyafet ve Salomon S Lab Ultra koşu ayakkabısı bırakmıştım ancak bu şekilde sabaha kadar üzerime yağmurluk vb almadan nispeten güzel bir havada koşmaya devam edecek ve bu noktada da ayakkabı değişimine gerek duymayacaktım.

Yarışın ilk km’lerinde Tüm Twilight ekibi birlikte koşmaya başladık, şehrin ışıkları içinde başlayan koşumuz tarihi surların arasında mehter takımının destekleriyle devam etmiş ve ilerleyen dakikalarda yerini ıssız patikalara bırakmıştı. Zeytin ağaçlarının arasında yumuşak bir patikada koşarak, bol sohbet ve kahkahalar arasında keyifli bir şekilde ilk kontrol noktası olan Dikilitaş’a (CP-1, 9.3 K) varmıştık bile.. Burada hiç beklemeden hemen biten bir su şişemi doldurup yola devam ettim.

IMG_1124
İznik’in tarihi surlarından mehter eşliğinde uğurlanıyoruz…

Dikilitaş’dan sonraki istasyon yaklaşık 15 km sonra koştuktan sonra Boyalıca’da olacaktı, 5:40-5:45 arasında koruduğumuz tempomuzu hiç bozmadan devam ettik. Gece etabında özellikle işaretlemeler çok önemli bir nokta olup her zaman çok dikkatli olmayı gerektirir. Özellikle bu sene gözlem olarak; işaretlemelerde kullanılan malzemenin kalitesinin geçen senelerde kullanılan ve üzerinde o dönem ana sponsor olan markanın isminin bulunduğu malzemeye göre çok daha düşük olduğunu belirtmeliyim. Özellikle bu bölümlerde grup olarak koşmak hem gecenin ıssızlığı ve karanlığında mental olarak güç vermekte hem de işaretlemelerin takibi konusunda birden fazla gözün dikkati nedeniyle işimizi kolaylaştırmaktaydı.. Boyalıca’ya yaklaşırken tempomuz yavaş yavaş grupta kırılmalara neden olmaya başlamış, nispeten daha yavaş koşmayı planlayanlar grubun gerisinde kalmıştı. ben 2 hafta önce Rotterdam’da koştuğum maraton nedeniyle zaten genel olarak yorgun durumdaydım ve mevcut tempo beni de Boyalıca’ya yaklaşırken yormaya başlamıştı, bu tempoyu daha fazla ne kadar devam ettirebileceğimi düşünerek ve yorgunluğun etkisiyle hafif bir karamsarlık içinde yaklaşık 2 saat 29 dk’da CP-2’ye (Boyalıca-25 K) vardım. CP’de destekçi olarak sevgili Aykut’u (Çelikbaş) görmek çok iyi gelmişti, hemen sularımı doldurup bir şeyler yemeye başladım. Beraber CP’ye girdiğimiz Özgür (Öktem), İlker (Laçalar), Dinçer (Köse) ve Gökhan (Akpınar) CP’den hızlıca çıkmış ve uzaklaşmaya başlamışlardı ama benim canım hiç buradan gitmek istemiyordu. Kendimi onlara o anda ayak uydurabilecek kadar dinç hissetmiyordum. Biraz daha dinlendikten sonra Tolga (Güler) ve Erdoğan (Kirpi) ile birlikte CP’den çıktım ve koşmaya başladım.

IMG_1145
Boyalıca CP’de ikmal yaparken.. (Fotoğraf: Ian Corless)

Boyalıca’dan çıktıktan sonra kasabanın hemen çıkışında başlayan tırmanış kademe kademe eğimini arttırarak son bölümde aşağıdan bakanların yukarıdaki koşucuların ışıklarının gökyüzündeki yıldızlar olduğunu düşündükleri bir noktada son buluyordu. İşte bu bölüm gecenin tüm karanlığında önümde yer alıyordu.. Bu yokuş son 3 yıldır parkurda yer aldığı için artık ne ile karşılaşacağımı biliyordum ve hiç isyan ya da öfke göstermeden teslimiyet içinde ağır ağır tırmanmaya başladım, bu bölümde kafamı kaldırıp hiç yukarı bakmıyor arada bir nefes almak için durduğumda geriye dönüp katettiğim yola bakıyor ve kendimi motive etmeye çalışıyordum. Nihayet yokuşun sonuna geldiğinizde bu sefer çıktığınız yükseklikten dolayı hava o kadar soğumaya başlıyor ki bu bölümde durup dinlenmeye fırsat bulamadan üşümemek için koşmaya başlıyorsunuz.. Tırmanış ile birlikte yaklaşık 30. km’ye varmıştık ve bu noktadan itibaren Ilıca’ya kadar devam eden 6 km boyunca inişe başladık. Tolga ve Erdoğan ile birlikte iyi bir tempoda koşarak önümüzde yer alan 4 koşucuyu geçtik ve yaklaşık 4 saat 07 dk’da CP-3’e (Ilıca-36.1 K) vardık. Ilıca istasyonu  genelde kendimi en negatif hissettiğim nokta oluyor, sanırım bunun sebebi bu istasyonun genelde gün doğmadan önce gelinen en son istasyon olması ve bu noktaya gelene kadar uykusuz olduğum için en çok burada kendimi yorgun ve uykulu hissetmem.. İşte bu nedenlerle yine burada kendimi çok keyifsiz hissettim ancak yanımdaki arkadaşlarımın varlığı ve ettiğimiz sohbetler bu anların çok daha zor geçmesini engelledi. Bundan sonraki ara istasyon olan Anaçayırı’na (CP-4, 50.6 K) kadar süren 14.5 km boyunca parkur çok küçük iniş ve çıkışlarla, çoğu zaman ise düz bir alanda, toprak yolda ve ağaçlar içinde devam ediyor. Bu bölümde karanlık ve uykusuzluğa rağmen Tolga ve Erdoğan’la sohbet ederek yol aldık ve Anaçayırı noktasından geçerek asıl durağımız olan Örnekköy’e devam ettik ve yaklaşık 6 saat 39 dk’da CP-5’e (Örnekköy-55 K) vardık. Yarışın en kritik istasyonu bu nokta; yarış öncesi bırakmış olduğunuz dropbag’inizi buradan alıyor ve ihtiyaç duyarsanız kıyafet ve malzeme değişikliği yaparak yola devam edebiliyorsunuz ayrıca bu istasyonda verilen sıcak çorba ya da geceden çantanıza bıraktığınız yiyeceklerinize kavuşabiliyorsunuz. Tüm bu saydıklarım yeni başlayan güne ve yarışın bundan sonraki kısmına sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için çok çok önemli temel ihtiyaçlar..

IMG_1115
Örnekköy 55K istasyonu.. Yorgun ve uykusuz gecenin sabahında..

Yarışın bu bölümünde hava aydınlanmaya başlamıştı. Yeni bir günün doğuyor olması insan ruhunun da yeniden doğmasına neden oluyor diye düşünüyorum, insanın ruhuna ve vücuduna en iyi gelen şey; gün ışığı sanırım.. Ben bu duyguları her uzun yarışımda, geceden sabaha çıktığımda hissediyorum. Bu senede günün ilk ışıklarıyla birlikte sıkıntılı geçen yarış benim için sanki yeni başlıyor gibi olmuş ve ben kendimi çok mutlu ve umutlu hissetmeye başlamıştım.

Örnekköy’de bizi Oğuz karşılamıştı, onun gösterdiği ilgi, bana vermiş olduğu destek kendimi iyi hissetmemi sağladı, bu sırada sıcak bir çorba içip üstümdeki kıyafetleri değiştirdim. Bu ana kadar kullandığım ayakkabılarımdan (TNF Single Track) memnun olduğum için aynı ayakkabı ile yola devam etme kararı aldım, Hazırlıkları tamamladıktan sonra yine Tolga ile yola koyulduk.

IMG_1142
Örnekköy CP-55K.. Çanta hazırlanacak, daha koşulacak 85 km var… (Fotoğraf: Ian Corless)

Verilen uzun mola sonrasında bacaklarım iyice sertleşmişti, solumda İznik Gölü ve yeni doğan güneşin ışıkları, önümde ise uzun ve dümdüz  bir yol uzanıyor bense hem sertleşmiş bacaklarımı açmaya hem de ısınmaya çalışıyordum. Uzun sahil yolu boyunca Tolga ve Erdoğan önümde tempo veriyorlar ben de kendimi zorlayarak onlardan uzaklaşmamaya çalışıyordum. Bu bölümde eğer tek başıma olsaydım çok daha yavaş gidebilir belki mental olarak da yarışta düşüş yaşayabilirdim ancak arkadaşlarımın sayesinde tempomu koruyabilmiş ve yarışa kararlı bir şekilde devam edebilmiştim. Örnekköy sonrasında diğer ara istasyon olan Solöz Burnu’na (CP-6, 66.9 K) kadar yaklaşık 12 km’yi iyi bir tempoda koşarak tamamlamış ve burada yer alan dereye varmıştık. Buz gibi suların içinden geçerken çoraplarımı ve ayakkabılarımı çıkardım, soğuk su ayaklarıma ve bacaklarıma çok iyi gelmişti.. Solöz Burnu’nu geçtikten sonra yine beraber koşarak yaklaşık 9 saat 06 dk’da CP-7’ye (Solöz-70.1 K) vardık. İstasyonda bizi bekleyen gönüllülerin gülen yüzleri ve ilgisi çok hoşumuza gitmişti. Bir önceki CP’de çorba içtikten sonra burada da ikram edilen çay eşliğinde peynir, zeytin vb yiyerek adeta kahvaltı keyfi yaptık ve onlarla vedalaşarak yola koyulduk.

Önümüzde artık aşılacak koca bir yokuş vardı ve arkasından Narlıca’ya varacaktık. Yarışın en zor bölümlerinden olduğu düşünülen ama benim de en çok keyif aldığım ve rahat bulduğum yerlerden biri bu bölümdür. Yaklaşık 17.5 km mesafe koşulan bu bölümün yarısında yaklaşık 800 m tırmanış diğer yarısında ise yaklaşık 750 m iniş bulunmaktadır. Parkurun tamamı güzel bir patika zeminde olduğu için iniş bölümlerinde rahat ve hızlı bir şekilde koşabilirsiniz. Çıkış bölümlerinde ise yine zeminin rahat olması nedeniyle hızlı tempoda yürüyebilmek mümkündür. Biz de bu bölümde bol sohbet ederek ve güzel manzaralarda resim çekerek yola devam ettik.

IMG_1241
Solöz-Narlıca arası.. (Önde yer alan minik dostumuz uzun süre boyunca bize eşlik etti..)

Uzun tırmanış ve arkasından devam eden iniş sonrasında yaklaşık 11 saat 58 dk’da CP-8’e (Narlıca-87.6 K) vardık. Sürelere bakıldığında Solöz-Narlıca arasını ekstra efor sarfetmeden ve çok da zorlanmadan 2 saat 50 dk’da geçmişiz..

Narlıca’ya girişte 50K koşucuları start almış oldğu için çok fazla kalabalık yoktu ancak bizi yine Oğuz karşılamıştı. Bu noktada Aykut’un da varlığı ve desteği, Oğuz’un bize verdiği moral ve güzel sözleri ile hızla bir şeyler yedik, karnımızı uzun sürecek bir sonraki bölüm öncesinde iyice doyurup yola çıktık. Bundan sonraki Narlıca-Müşküle arası bölüm 9 km olarak nispeten kısa görünse de bu bölüm zemin olarak yarışın en zorlayıcı kısmı.. Bırakın koşmayı yürümenin bile mümkün olmadığı zeminlerde koşmaya hatta ayakta durmaya çalışıyor, 3 defa iniş çıkış yaparak nihayet Müşküle’ye giriyorsunuz. Bu bölümde öndeki koşan koşucular da zemini daha kaygan hale getirdiği için sık sık kayarak düşmek mümkün, hatta bu sene yarış organizasyonu teknik ve biraz da riskli olan bir iniş bölümüne müdahale ederek riski azaltmak adına bu kısma ip koyduğu için ip ile iniş yapmanız gerekiyor, ancak çok faydalı bir ekleme olduğunu belirtmem gerekir.. Bu bölümde 9K içinde yaklaşık 500-550 m tırmanış ve iniş gerçekleştiriyorsunuz. Yaklaşık 90 Km koşmuş olmanın ve bahsettiğim zorlayıcı parkurun da etkisiyle 9 Km’lik bölümde oldukça zorlanmış ve 2 saat 22 dk’da tamamlayabilmiştik. Bu süreden bile bu bölümün zorluğu anlaşılabilir, bu nedenle Narlıca’dan çıkmadan önce mutlaka çok iyi şekilde beslenilmesi gerektiğini tekrar hatırlatmak isterim. Tüm bu mücadeleden sonra yaklaşık 14 saat 19 dk’da CP-9’a (Müşküle-96.5 K) vardık. Müşküle Köyü’nü bilenler bilir, insanları sıcacık ve sevgi doludur. Yaşlısı, genci, çocuğu hepsi sizi alkışlar ve yürekten bir şekilde sevgiyle karşılar. Öyle ki buradan geçerken yorgunluğunuzu bile unutursunuz, içten sevgi karşısında gözleriniz dolar, “iyi ki buradan geçmişim, bu insanları iyi ki görmüşüm” dersiniz.. Bu sene de benzer görüntüler ve hisler içinde Müşküle’den geçerek yola devam ettik. Önümüzdeki uzun yokuşta yine sohbet ederek ve yürümeye devam ederek tırmandık, Ekipte yer alan Erdoğan en uzun mesafesini bu yarışta koşuyordu, ona jest yaparak tam 100K’ya geldiğimizde onun için en özel an olan bu anını ölümsüzleştirdik ve durup o noktada resmini çektik..

Yarışın Müşküle-Süleymaniye arası etabı yaklaşık olarak 10 km ve bu bölümde yaklaşık 700 m tırmanış, 350 m’de iniş bulunuyor. Tırmanış kısımları nispeten rahat bir zeminde olmasına rağmen iniş kısmında sık ağaçlıkların arasında bazen de kaygan bir zeminde koşmak zorunda kalabiliyorsunuz. Bu sene bu noktaya kadar ciddi bir yağmur yağmamıştı ancak Süleymaniye’ye girmek üzere iken başlayan yağmurla birlikte yarış sonuna yağmur altında koşmaya devam edecektik.. Tam bu noktada yaklaşık olarak 16 saat 10 dk’da CP-10’a (Süleymaniye-106.5 K) varmıştık. Burada yine hızlıca bir şeyler yiyip içtikten sonra yağmurluklarımızı giydik ve görevlilerle vedalaşarak yola çıktık. Yarışın bu bölümünde 140 K koşan takım arkadaşlarımız Adem (Şengül) ve 90K koşan Taner (Kırbaç) ve Naim (Bolat) ile karşılaştık ve birlikte yol almaya başladık. Başlayan yağmur şiddetini giderek arttırıyordu, bu bölümde Derbent’e kadar 15.4 km sürecek uzun bir yol ve yaklaşık 300-350 m tırmanış ve iniş vardı, özellikle Derbent’e doğru son 5-6 km’lik etap orman içinde teknik bir etap olarak ciddi şekilde zorlayıcı olmaya başlamıştı. Özellikle artan yağmur ve havanın soğumaya başlaması ile birlikte Tolga ile birlikte hipotermiye girmemek için tempomuzu arttırarak koşmaya devam ettik ve yaklaşık 19 saat 23 dk’da CP-11’e (Derbent-121.9 K) vardık.

IMG_1120
Derbent CP’ye girerken.. (Naim ve Tolga ile birlikte)

Bu noktada bir yandan yorgunluktan biraz daha dinlenmek istiyordum ancak artan yağmur ve soğuyan hava nedeniyle de oturdukça üşümeye başlıyordum, biraz daha durmak demek hiç koşamamak anlamına gelecekti. Bu nedenle buradaki dostlarımızla vedalaşarak hemen CP’den ayrıldık, bu noktada artık hava iyice bozmuştu ve sisten dolayı etrafı görmek bile zorlaşmıştı. Önde Naim ve Tolga ile tempoyu hiç düşürmedik, öyle bir yağmur ve sis vardı ki durduğunuz anda üşümeye başlıyordunuz. İznik’teki finiş noktasına kadar önümüzde yaklaşık 15 km mesafe vardı ve koşmadan (hele ki böyle bir havada) bu yarışı bitirmek mümkün değildi. Yarışın son 7-8 km’lik kısmında ciddi bir iniş bulunmakta, bu bölümde yaklaşık 600 m iniş yapıyorsunuz, biz bu bölümde Naim ve Tolga ile birlikte durup sağlık problemi yaşamamak için adeta freni patlamış kamyon gibi indik, zaten zemin o kadar kaygan ve ıslaktı ki normal şartlarda yürümek hatta ayakta kalmak bile mümkün değildi.. Yarışın bu son bölümünde artan tempomuz ile birlikte sağlıklı bir şekilde koşarak 140 km’yi tamamladık ve 21 saat 19 dk’da İznik’e vardık.

IMG_1178
140 km ve 21 saat sonra bitirmenin mutluluğu…

Yarış sonrasında yemek yemek için durduğumuzda o kadar üşümeye başladım ki otele kadar olan 2-3 dk’lık yürüme mesafesinde bile çenemin titremelerini durduramıyordum. Sonrasında otelde aldığım sıcak duş beni biraz olsun kendime getirdi..

IMG_1112
El emeği, İznik Çini’sinden yapılmış finiş madalyası..

Yağmur ve soğuğa bağlı sıkıntılar dışında ciddi bir problem yaşamamış olmak sevindirici ancak özellikle bu yarıştan hepimizin ciddi dersler çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Her yarış öncesindeki malzeme kontrollerinde zorunlu ekipmanlara yapılan itirazları yıllardır hep çok saçma bulmuşumdur, hatta insanlara çok da kızarım. Ancak bu yarışta edinilen tecrübe herşeyden daha etkiliydi; yanınızda taşımaktan rahatsızlık duyduğunuz su geçirmez özellikli yağmurluğunuz eğer bu yarışta yanınızda değilse bu yarışı bitirmeniz mümkün değildi, ya da taşımaya gerek yok dediğiniz bir fener veya yedek piller olmadan o sis ve karanlıkta önünüzü görmeniz imkansızdı.. İşte bu nedenlerden dolayı yarış organizasyonunun kurallarına bile bakmadan hava şartlarına göre mutlaka zorunlu malzemelerin (belki daha da fazlasının) yanınızda olması gerekiyor.. Bu yarışta start alan 62 kişiden sadece 37 kişinin yarışı bitirebilmesi, finişi göremeyen 25 kişinin büyük bölümünün ise yarışı Süleymaniye veya Derbent’te bırakmış olması yaşanan sıkıntıları açıklıyor aslında..

Yarışı genel olarak değerlendirmek gerekirse; yıllardır süregelen bir yarış olarak artık pek çok şeyin oturmuş olmasını bu yarışta her anlamda hissediyorsunuz öyle ki gelenekselleşmiş olan bu yarışta koşmasanız bile dostlarınızı görmek için buraya gelmek istiyorsunuz, bu anlamda haftasonu adeta bir bayram ya da festival havasında geçiyor.. Bu yıl ana sponsor olmamasına rağmen yine de pek çok şey sorunsuz devam etti. Sadece istasyonlarda yiyecek içecek seçeneklerinin biraz daha azalmış olduğunu belirtmem gerekir. Bunun dışında yarışı organize eden tüm ekibe emekleri için çok teşekkür ederim. Eğer şimdiye kadar İznik’te koşmadıysanız mutlaka seneye gelmenizi ve kendinize uygun bir mesafe seçerek start alanında yerinizi almanızı öneririm.

Sevgiyle kalın..

 

Reklamlar

İznik Ultra 140K Yarış Raporu” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s