Tahtalı Ultra Sky 90K Yarış Raporu

Yarış hakkında

2015 yılında başlayan ve Antalya’nın Kemer ilçesinde Çıralı sahilinde başlayan Tahtalı Run To Sky yarışına 2 yıldır katılamamıştım ama yarışın 27 Km’lik nispeten kısa bir parkura rağmen deniz seviyesinden başlayıp Tahtalı (Olympos) Dağı’nın zirvesinde bitiyor olması beni çok etkilemişti. Özellikle yarışın geçtiği coğrafyanın Antik Çağ efsanelerinin yaşandığı yer olması, Olympos Dağı’nın da Zeus’un evi olması bile buraları görmek ve koşmak için yeterli bir sebep diye düşünmüştüm. Yarış sitesinde yer alan ve Antik Çağ’larda yaşananları anlatan efsaneyi aşağıda bulabilirsiniz.

Olympos_Mitolojik Öykü
Olympos ve Chimera Efsanesi

Yukarıda da belirttiğim gibi yarış 2015 ve 2016 yıllarında 27 Km’lik mesafede, Çıralı Sahil’den başlayıp Tahtalı Dağı’nın zirvesinde bitiyor ve koşucular deniz seviyesinden yaklaşık 2370 m yüksekliğe kadar çok ciddi bir tırmanış gerçekleştiriyordu. Ancak bu sene yarış organizatörü sevgili Polat Dede bizlere güzel bir sürpriz yaparak yarışın parkur sayısını ve koşulacak mesafeleri arttırmıştı. Buna göre yeni parkurlar şu şekilde oluştu;

  • Tahtalı VK – 6 Km – 1200 m kazanım
  • Tahtalı Run to Sky – 27 Km – 2650 m kazanım
  • Tahtalı Berg Sky Race – 52 Km – 3750 m kazanım
  • Tahtalı Ultra Sky – 80 Km – 5000+ m kazanım

Yarış ile ilgili detay bilgilere aşağıdaki resmi yarış sitesinden ulaşabilirsiniz;  http://www.tahtaliruntosky.com/tr

(Ancak burada şunu belirtmeliyim ki; yarış sitesinde belirtilenin aksine en uzun etapta mesafe 80 k yerine 89K ve kazanım da yaklaşık olarak 4500 m çıktı, 52K etabı da yaklaşık olarak 59 K çıktı.)

Yarışa ait Strava kaydımdaki parkur eğim grafiğini ve parkur harita görüntüsünü aşağıdaki resimlerde görebilirsiniz. Ayrıca Strava kaydımın detaylarını da görmek isterseniz linki aşağıdadır:

https://www.strava.com/activities/1005343435

img_1518.jpg
90K Eğim grafiği-Toplam kazanım; 4592 m…
Tahtalı Ultra Sky Parkur Haritası…

Öncesi

Tüm bu bilgilerden sonra gelelim yarış öncesi duruma; yaklaşık 4 hafta önce katıldığım İznik Ultra Maratonu 140 K etabını başarıyla tamamlamış ancak yarış sonrasında sol bileğimde oluşan ödem ve sağ  baldırımdaki ağrılardan dolayı yaklaşık 10 gün hiç koşamamıştım, sonrasında da çok kısa ve yavaş tempo koşularla sakatlıklarımı test etmiştim ancak hala ağrılar devam ediyordu. Tahtalı’dan 2 hafta önce ayrıca Wings For Life World Run’a katılmış ve kendimi test etmek için yavaş tempoda 23 Km koşmuştum. Bu yarışta da çok ciddi bir sıkıntım olmadı ama sağ bacağımdaki ağrı kendini hep hissettiriyordu. İşte bu durumda geldiğim yarışın öncesinde kimseye pek belli etmemeye çalışsam da üzerimde bir gerginlik ve kafamda soru işaretleri vardı.

Çıralı sahilden Tahtalı zirveye bakış…

Yarıştan bir gün önce Kaş’da bulunan ailemin yanından arabayla Çıralı’ya geldim ve yarış organizyonuna ev sahipliği yapan otele giderek hem takım arkadaşlarım olan “Twilight Team” ekip üyeleriyle buluştum hem de kayıt işlemleri ve malzeme kontrolünü yaparak yarış kitimi aldım. Tüm bu işlemleri hızlı bir şekilde tamamlamış ve sonrasında yemek yemeye, arkasından da kalacağımız pansiyonda istirahate çekilmiştim. Tüm bu işlemler sırasında hava sağanak yağışlı ve bulutluydu açıkçası yarış sabahı ve sonrası için de meteoroloji raporları hiç güzel şeyler söylemiyordu. Buna göre yarış başlangıcından (05:30) öğleden sonra 16:00’ya kadar şiddetli yağmur yağacaktı ve doğal olarak kafamdaki en önemli sorular; Yarışa uzun kollu ile mi  başlamalıyım? Yağmurluğu başta mı giysem yoksa çantaya mı atsam? Yanıma yedek olarak neler alsam gibi klasik düşüncelerdi.. Uzun uzun düşündükten ve yarış sabahı havanın durumunu tekrar kontrol ettikten sonra yağmurluk ve uzun kol yedek kıyafetleri çantaya koyup, yarışa kısa kol tişört/tayt  ve kolluk, kafamda buff ile başlayacaktım.

Yarış öncesi akşam yemeğinde takım arkadaşlarım ile makarna partisinin yapılacağı otel uzak olduğu için konakladığımız pansiyonda kalmayı ve yemeği orada yemeği tercih ettik. Hemen burada kaldığımız “Sunset Pansiyon” dan da bahsetmek isterim. Pansiyonun işletmecisi Durmuş bizi o kadar iyi ağırladı ki adeta kendimizi evimizde hissettik hatta arkadaşlar ağaçlardan daha rahat meyve toplayabilsin diye kaldığımız süre boyunca ağacın altına merdiven koymayı bile düşündü.. İşte bu güzel insan ve ailesinin hazırladığı akşam yemeğinde lezzetli makarnalarımızı, salatamızı ve yoğurdumuzu yiyerek karnımızı iyice doyurduk. Üzerine de çay keyfi ve basketbol maçı izleyip Fenerbahçe’nin Final Four ilk maçınının heyecanını yaşadık. Tüm bunların sonunda gece 23:30 gibi yatıp yarış sabahı 04:15’de uyandık ve hızlıca bir şeyler atıştırarak yarış start alanında yerimizi aldık.

Untitled-1
Start anı.. Oğuz, Gökhan, Soner, Dinçer, Özgür, Adem, İlker, Tolga ve Naim ile birlikte..

Yarış

Start verildiğinde takım arkadaşlarım ile beraber sakin bir tempoda koşmaya başladık. Yaklaşık 3-4 km kadar asfalt parkurda gittikten sonra Milli Park içine girerek meşhur Yanartaş’a çıkan merdivenlere tırmanmaya başlamıştık. Bu bölümde yağan yağış sonrasında kayalar kaygan olduğu ve dik bir çıkış olduğu için dikkat etmeye çalıştım. Sonrasında bozuk bir yolda devam ederek tırmanışa devam ettik. Hemen önümde yer alan İlker’e (Laçalar) batonun ucuyla birkaç başarısız saldırı girişimim sonrasında batonları daha dikkatli kullanmaya özen göstererek yoluma devam ettim. Bu sırada önümüzde yer alan Özgür’le (Öktem) de buluşarak beraber hızlı bir yürüyüş temposunda 1 saat 16 dk’da CP-1’e (Ulupınar-9 K) vardık. Burada bizi karşılayan arkadaşlardan tuz tableti alıp, sularımızı hemen doldurarak yola devam ettik.

Untitled-1
Yanartaş’a tırmanırken.. (Fotoğraf: Goshots)

İlk CP’den sonra diğer CP noktası Beycik’deydi ve bu arada zaman zaman orman yollarında hafif tempo koşarak çoğu zaman da kaya ve taşların arasından tırmanarak yolumuza devam ettik. Bu bölümde İlker biraz daha temposunu düşürmüştü ve bizi takip ediyordu biz de Özgür’le tempomuzu koruyarak ilerlemeye devam ettik ve bu bölümde takımdan Dinçer (Köse) ve Gökhan’la (Akpınar) buluşup beraber devam ettik ve 2 saat 49 dk’da CP-2’ye (Beycik-18.5 K) vardık. Bu bölümde takım arkadaşımız olan ve CP’lerde destek konusunda çıtayı oldukça yükseğe çıkaran Oğuz (Alp Bekircan) bizi karşıladı ve bizlere moral verdi. Açıkçası CP’lerde insanın dostlarını görmesinin moral ve motivasyonunun artması için çok önemli olduğunu düşünüyorum. O anlarda zaten çok iyi durumda olsam bile daha önce bir çok defa fiziksel ve zihinsel olarak çok zorlandığımı hissettiğim anlarda CP’lerdeki dostlarımın destekleri ve motive edici sözleri bana hep çok faydalı gelmiştir. Burada da çok fazla oyalanmadan (1-2 dk) hemen bir şeyler atıştırıp sularımızı doldurup önümüzdeki patika yoldan tırmanışa devam ettik.

(Hemen bu noktada yarıştaki beslenme planım ile ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum; CP’lerdeki ikramlar ve diğer organizasyonel detaylara raporun sonunda yer vereceğim zaten ancak bu yarışta beslenme noktalarının diğer yarışlara göre zayıf olması ve CP’ler arası mesafelerin uzak olması (bir noktada 18 km, bir noktada 15 km, bir noktada 14 km) biraz sıkıntı yarattı. Ben bu yarışta yanımda taşıdığım enerji barlarının çok faydasını gördüm ayrıca bir suluğumda tüm yarış boyunca su/kola karışımı tükettim ve yarış boyunca toplam 3 adet tuz tableti kullandım. Tüm bunlar sonucunda beslenme ve sağlık sorunları açısından hiçbir sorun yaşamadım.)

IMG_1486
Beycik kontrol noktasına (CP-2) giriş.. (Fotoğraf: Goshots)

Beycik sonrası tırmanışa Özgür’le beraber devam etmeye başlamıştık bile. Önümüzdeki patika ciddi bir eğime sahip olduğu için hızlı tempoda yürüyerek ve sohbet ederek yol aldık. Bu noktada ekibin diğer üyesi olan Tolga (Güler) ile karşılaştık. Bir süre beraber devam ettikten sonra Tolga’nın topuğunda uzun süredir devam eden ve daha temkinli gitmesine yol açan sıkıntı nedeniyle onunla da vedalaşıp yola devam ettik. Bu noktada artık  2000 m yüksekliklere yaklaşmıştık ve manzara artık yeşil renk ve ağaçtan sarı/kahverengi renge ve taş/kaya’ya dönmüştü. Tüm gün boyunca yağacağını tahmin ettiğimiz yağmur bize bu ana kadar izin vermiş ve güzel bir havada yola devam etmiştik ancak artık güzel hava yerini yükseklik nedeniyle soğuğa, hafif  hafif yağmur damlacıklarına ve görüşü engelleyecek derecede sise bırakmıştı. Bu noktada bulunduğumuz coğrafya o kadar değişti ki insan kendini sanki başka bir gezegendeymiş gibi hissediyor, ben de garip bir ruh halinde, kafamı her yukarı kaldırıp sis bulutlarının üzerinde ufuktaki zirve noktasına baktığımda insanın içine işleyen yalnızlık hissi içinde evrende aslında ne kadar çaresiz ve bir hiç olduğumu düşünerek ağır ağır tırmanmaya devam ettim. Artık bu noktada çıkılan yükseklik de kendini iyiden iyiye hissettiriyor ve nefes alıp vermekte zorlanıyor, şakaklarımın zonkladığını hissediyordum. Tüm bu duygular içinde gittikçe zirveye yaklaşmaya başladım. Hemen önümde yer alan Özgür’le aramızdaki mesafe biraz açılmıştı ama açıkçası bunu dert edecek durumda değildim. Tırmandım, tırmandım ve tırmanmaya devam ettim…

IMG_1406
“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden..”-Ahmet Haşim

Uzun süren tırmanışın sonunda, sislerin ve bulutların arasından 5 saat 07 dk’da CP-3’e (Olympos Zirve-27.2 K) vardım. Geçen bu 5 saat içinde toplam 2763 m yükseklik kazanımı elde etmiştik. Zirveye vardığımda fiziksel olarak kendimi çok iyi hissediyordum ama hava çok soğuktu ve çok yoğun bir sis vardı. Bu noktada beslenme istasyonu dışarıda kurulmuş olduğu için çok fazla oyalanabilmek de mümkün değildi. Hemen şimdiye kadar diğer CP’lerde bulunmayan çorba ve çaya yöneldim. Hızlıca çorbayı içip biraz ekmek yedim. Bu sırada bir yandan da çay içmeye çalışıyordum ama benden yaklaşık 2 dk önce gelen Özgür istasyondan çıkmaya hazırlandığı için onunla devam etmek ve fazla oyalanıp daha da üşümemek için çaydan birkaç yudum alıp bıraktım ve istasyondan ayrıldım. Beni tanıyanlar bilir, hayatta hayır diyemeyeceğim ender şeylerden biri de çay’dır ve hayalini kurduğum o sıcak çayı bırakmak normalde çok yapacağım bir şey değildir ama yoğun sis ve kaygan kayaların arasında hem baton taşıyıp hem de çay içmek mümkün olamayacağı için bu durumu hiç düşünmedim bile.. İnişe geçtiğimde hissettiğim ilk ve tek şey; soğuktu… CP’de çok kalmamıştım ama zirvede 2-3 dk bile durmak o kadar üşümeme sebep oldu ki bir ara ellerimi hissetmemeye ve batonları tutamamaya başladım. Bu şartlarda hem koşmaya hem de ısınmaya çalışıyorduk. Taşların üzerinde nispeten koşmaya çalışarak yola devam ettik, bu sırada aşağıdan zirveye çıkmaya çalışan dostlarımı gördükçe onlara zirveye varmaları için gereken zamanı iyimser süreler içinde vermeye ve onların motivasyonunu arttırmaya çalışıyorduk. İniş sırasında tüm takım arkadaşlarımı sağlıklı ve dinç durumda görmek ve yola devam ediyor olduklarını bilmek bana daha da güç verdi. Bu duygularla inmeye devam ederken yine aşağıdan tırmanışa devam eden sevgili Cem (Ayhan) abimizi gördüm, ona da yine benzer sözleri söyleyip yukarıda mutlaka çay içmesi gerektiğini söylerken bir anda ayağım kaydı ve düşerek önce kalçamın üstünü ve sonra da sağ dirseğimi kayalara şiddetli şekilde çarptım. Doktor olan Cem abinin yanında böyle bir kazayı yaşamak da biraz trajikomik oldu 🙂 bir an çarpmanın şokuyla yerde hareket edemedim ama sonrasında ciddi bir durum olmadığını, biraz ezik ve dirsekte küçük bir kanama olduğunu anlayınca kalktım ve koşmaya devam ettim. İnişin kayalık kısmı bitince yer yer çarşak zeminde yer yer stabilize yolda yer yer de patikada yaklaşık 18 km’lik bir inişe başladık. Bu bölümde yaklaşık 1800 m iniş gerçekleştirecektik. Parkur genel olarak koşmak için güzeldi ama sonraki CP’ye olan uzaklık 18 km olunca ve zirve inişinden beri devam eden şimşekler ve gök gürültüleri inişin ortalarından itibaren çok şiddetli yağmura dönünce kayganlaşan ve balçık olan zeminde koşmak da çok mümkün olmadı. Bir noktadan sonra yağmur ve arkasından başlayan dolu o kadar şiddetlendi ki yağmurluk giyelim mi diye aramızda tartışmaya başladık, üstelik hava da soğumaya başlamıştı. Durmamız halinde hipotermi riskini de ciddi şekilde hissetmeye başlayabilirdik. Bu noktada yağmurluk yerine takımdan arkadaşımız Adem’in (Şengül) önceki gece bizlere dağıttığı çöp poşetlerini kullanmaya karar verdik. Gerçekten de bu poşetlerin çok işe yaradığını söyleyebilirim. Hem ciddi şekilde su girişini önlemiştik hem de yağmurun yarış boyunca devam etme olasılığını düşünerek yağmurluklarımızın erkenden kullanılamayacak hale gelmesini de önlemiş olduk. Bu noktada şunu belirtmek isterim; yarış organizasyonları tarafından duyurulan zorunlu kıyafetler gerçekten hayati bir öneme sahip, bunların gerekli olup olmadığını tartışmak ve yarış sırasında yanında taşımamak da bir o kadar saçma ve riskli bir karar. Küçümsediğiniz ve taşımayı gereksiz bulduğunuz küçük bir ekipman bile yarış sırasında sizin hayatınızı kurtarabilir aksi durumda da yarışa devam edemeyecek duruma gelebilirsiniz. Ben bu yarışta zorunlu malzemeler içinde yer almayan ve gerekli olacağını düşünmediğim için yanımda getirmediğim eldivenin bile eksikliğini yarışın bu bölümlerinde çok hissettim ve kendi kendime bir daha mutlaka yanımda bulundurmalıyım diyerek ders çıkardım. Tüm bu olumsuzluklar içinde yaklaşık 2.5 saatte CP-4’e (Yaylakuzdere-45.5 K) vardık. Yarış organizasyonun bundan sonraki yıllarda bu 18 km’lik mesafe arasında ara bir istasyon kurmasının ve koşucuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamalarının daha faydalı olacağını düşünüyorum. Yarışın bu bölümünde açıkçası kendimi biraz demoralize hissetmeye başlamıştım çünkü çok yağmur ve dolu yemiş, çok yorulmuş ve çok üşümeye başlamıştım. Üstelik CP’de bizleri bekleyen Polat Dede bir sonraki CP’ye kadar olan bölümün hepsinden daha zor olduğunu, yarış birincisinin bu bölümü yaklaşık 2 saat 15 dk’da yeni tamamladığını belirtince işte o anda yarışı bırakmayı ve arkada bulunan kapalı alana girip kuru kıyafetlerimi giyip bir süre uyumayı hayal ettim. Bu olumsuz düşünceler aslında her yarışta ben de belirli anlarda oluyor, bazen en başta bazen de işte böyle anlarda.. Böyle bir durumda yapılacak en kötü şey; iki duygu arasında gidip gelmek ve CP’den ayrılamamak.. Yanımda olan Özgür’in de varlığı ve desteği ile ben bu hataya düşmedim ve burada çok fazla durmadan yola çıktım. Tam CP’den ayrılığımızda patlayan şimşek ve arkasından gelen şiddetli yağmur ve dolu bize sanki ilerisinin çok daha zor olacağını ve yaşayacağımız zorlukları haber veriyordu, işte bu ruh halinde çamurlara bata çıka yokuşlara çıkmaya devam ettim ama itiraf etmeliyim ki; CP’den sonraki 15-20 dk boyunca şartların çok daha ağırlaşacağını düşünerek karamsarlığa girdim ve yol yakınken CP’ye geri dönmeyi bile düşündüm. İnsan beyni gerçekten çok güçlü, yaptığımız ve aslında çok da mantıklı olmayan şeylere karşı size hemen mantıklı olan şeyi; yani daha fazla acı çekmemeyi ve bırakmayı empoze etmeye çalışıyor. İşte bu noktada ultra maraton koşan herkesin deneyimlediği şey devreye giriyor; fiziki gücün bittiği ve beynin saldırıya geçtiği anda insan ruhu ve motivasyonu her şeyin üstesinden gelerek size ihtiyacınız olan gücü ve inancı veriyor. Zaten bizlerin de vazgeçemediği şey; işte bu mücadele, kaybetme korkusu ve kazanma anında her şeyin üzerine çıkan tatmin duygusu.. İşte bu duygular bizleri diğer insanlardan ayıran ve muhtemelen de hiç bir zaman bizleri anlayamayacak olmalarına neden olan duygular..

Yaylakuzdere’den çıktıktan sonra yer yer kayaların, yer yer uçurumların ve vadilerin kenarlarında dolaşarak zorlukla ilerlemeye devam ettik. Bu bölümde bazı yerlerde bırakın koşmayı ya da yürümeyi ayakta durmak bile çok zordu. Bu nedenlerden dolayı Yaylakuzdere-Olympos Teleferik Alt İstasyon arasındaki 13.3 Km’lik bu bölüm bana göre yarışın en zor kısmı, bu bölümde önceki yıllarda yarışın bittiği ve herkesin çok zor bir yarış olarak anlattığı 27 Km’lik Zirve’ye kadar olan bölümün aslında en kolay bölüm olduğunu ve gerçek yarışın bundan sonra başladığını anlamaya başlamıştım. Bu duygular içinde ve çok da zorlanarak yaklaşık 3 saatte CP-5’e (Olympos Teleferik Alt İstasyon-58.8 K) vardık. Yarışın bu bölümünde yaklaşık olarak 1000 m tırmanmış ve 400 m inmiştik.

Çöp torbalarının içinde CP’ye giriş…

Kontrol noktasına gelmeye çalışırken ormanın içinde Oğuz ve arkadaşlarını görmek ve parkurun bu sıkıntılı kısmından çıkmak bana çok iyi gelmişti. Üstelik yağmur da durmuştu ve kurumaya bile başlamıştım ancak yine de istasyonda hemen çöp torbam ile vedalaşarak çantamda bulunan kuru kıyafetleri giydim ve hemen o anda kendimi çok mutlu hissettim. İstasyonda Oğuz’dan başka yine parkurda koşan Serkan (İmrak) ve eşi de bizleri karşıladılar. Hemen hızlıca biraz makarna yedim, soda ve ayran içtim, verdikleri çorba maalesef soğuk olduğu için içemedim ve çok fazla oyalanmadan 3-4 dk içinde dostlarla vedalaşarak koşmaya başladım. Bir sonraki istasyona olan mesafe 8.2 Km idi ve bu bölümde yaklaşık olarak 900 m iniş yapacaktık. Bu bölümde; parkur çoğunlukla koşmaya izin vermediği için yürüyerek bazı bölümlerde ise kısa aralıklarla koşarak tempolu bir şekilde Tekirova merkezine girdik ve gönüllü arkadaşın yanlış yönlendirmesiyle hafif bir kargaşa yaşasak da 1 saat 27 dk’da CP-6’ya (Tekirova-67 K) vardık. İstasyon bir çok noktada olduğu yine zayıftı, hemen suları doldurup bir tane soda içtim ve yine çantamda olan barlardan birini yiyerek koşmaya devam ettim. Yarışın bu bölümünde uzun bir süredir bizimle koşan ve Milli Triatlon sporcusu olan Halil’de (Özcan) bize eşlik etti. Özgür, Halil ve ben bir sonraki noktaya kadar tempolu bir şekilde yola devam ettik. Yarışın bir sonraki kontrol noktasına olan mesafe 15.1 Km idi. bu bölümde yaklaşık olarak 620 m tırmanış ve iniş bulunuyordu. Özellikle inişlerin olduğu bölümler geniş ve konforlu yangın yolları ve patikalar olduğu için bu bölümleri ve düz yerleri tempolu şekilde koştuk, yokuşlarda ise tempolu yürümeye devam ettik. Yarışın bu bölümünde Akdeniz’in güzel manzarası bize eşlik ediyordu ve bu durum artık yarış sonuna kadar devam edecekti.

Nihayet denizi gördük ve biraz koşmaya başladık.. (Ben, Özgür ve Halil)

Yarışın sonu artık yaklaşıyor ve bizim de moralimiz gittikçe artıyordu. Özgür’le sohbet ederek ve koşmaya devam ederek 2 saat 08 dk’da CP-7’ye (Maden Koyu-82.2 K) vardık. Bu noktaya gelene kadar kafamızda olan tek şey yarışın 84 K’da mı yoksa 89 K’da mı biteceği sorusuydu. Diğer arkadaşların saatlerine yükledikleri yarış datalarına göre toplam mesafe 84 Km idi ve bir gece önceki teknik toplantıda dataların güncel olduğu söylenmişti ancak yarış sitesinde ise 89 Km olarak belirtilmişti. Nihayet kafamızdaki sorunun cevabını istasyonda bulunan genç arkadaş cevapladı; toplam mesafe 89 Km idi ve üstelik istasyondan sonra ilk 2 km’de kendi ifadesine göre bizi biraz üzebilecek bir tırmanış vardı. Bu durum tabii ki biraz moral bozdu ama çok fazla durmadan hemen vedalaşarak önümüzde gözüken tepelere tırmanmaya başladık. Akdeniz’in muhteşem manzarasını solumuza alıp enfes koylara ine çıka yola devam ettik, bu arada bize söylenen 2 km’de geçmiş 3 km’ye yaklaşmıştık ancak kayaların arasındaki iniş çıkış hala devam ediyordu. Bir yandan yorgunluk bir yandan da biriken bıkkınlık genelde pek çok insanı zorlar, başkalarını bilmem ama yarışların bu noktalarında benim ruh halim artık finişe yaklaşmanın verdiği motivasyonla çok daha pozitif oluyor. Kayaların arasında inişi bitirip Çıralı’yı görmemize çok az kalmıştı bu noktaya kadar hedefimiz karanlığa kalmadan finişe varmaktı ama parkurun daha önceden öngöremediğimiz zorlukları bize izin vermeyince biz de fenerlerimizi yakarak yarışın yaklaşık son 30 dk’sını bu şekilde koştuk.

IMG_1435
Akdeniz’in muhteşem koyları…

Yaklaşık 15 saat sonunda nihayet tepenin zirvesinden Çıralı sahilin o güzel manzarasını görmüştük, yarışın bundan sonrası artık inişe geçmek ve yaklaşık 3 Km sürecek olan düz yolda koşarak finişe ulaşmaktı. İndikten hemen sonra solda işaretleri gördük ama sonrasında sahilden devam ederken tüm yol boyunca hiçbir işarete rastlamadık bu biraz bizi tedirgin etmişti ama sonuçta artık finişe gidiyorduk ve bu yol veya paralelinde devam eden yol arasında mesafe olarak da hiçbir fark yoktu üstelik yol boyunca pansiyonların bahçelerinde veya yolda gördüğümüz kişilere de bu yoldan hiç koşucu geçip geçmediğini sorduğumuzda evet yanıtını almıştık artık durmak yoktu finişe kadar Özgür’le sohbet ederek koşmaya devam ettik ve nihayet 15 saat 26 dk sonunda 89 Km koşarak başladığımız start noktasına varmayı başardık. Yarış öncesinde sakatlıkla ilgili endişelerimin boşa çıkması ve hiçbir ciddi sıkıntı yaşamamak beni çok mutlu etmişti. Finişte bizi bekleyen Polat Dede ve ekibinin, diğer koşucu arkadaşların ve takımımızın üyesi Oğuz’un alkışları ve tebriklerini alıp madalyalarımızı boyunlarımıza taktık ve finiş resmimizi çektirdik.

IMG_1439
15.5 saat ve 89 Km sonunda yorgun ama gururluyuz…

Yarış sonu

Yarışı bitirip otelde dinlenmeye çekildiğimde arkadaşlarımdan yarışın yaş kategorisinde (40-) 3. sırada bitirdiğimi öğrenince çok şaşırdım ve sevindim, açıkçası yarış öncesi hiç yaş kategorilerini incelememiş ve bu konuyla ilgili bir beklenti içinde olmamıştım ancak gelen bu sürpriz haber sonunda akşam Kaş’a geçip Pazar günü Kaş’da keyif yapma planlarım da suya düştü. Gece geç saatte Kaş’a vardıktan ve uyuyup ertesi sabah kahvaltı yaptıktan sonra anne ve babamı da yanıma alarak tekrar Çıralı’ya geldim. Böylelikle hem kürsüde takımımı temsil etmiş hem de ailemle muhteşem Çıralı Koyu’nda bir gün daha geçirmiş oldum. Ödül töreni yarışın organize edildiği Nerissa Hotel’de yapıldı. Keyifli bir grup toplanmıştı, bol alkışlarla birbirimizi tebrik ettik.

IMG_1455
Twilight Team yine kürsüde…
Capture
El emeği göz nuru madalyalarımız…

Son sözler

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; Tahtalı Ultra Sky 90K etabı Türkiye’de şu ana kadar katıldığım uzak ara en zor ve kırıcı parkur.. Özellikle yurtdışında +100 K mesafelerde ve +5000 m yükseklik kazanımı olan yarışları hedefleyen arkadaşların mutlaka kendilerini test etmeleri için burada koşmasını öneririm. Bu vesileyle de sevgili Polat’a ve ekibine bu muhteşem doğada böyle zor bir yarışı (parkur, organizasyon vb açısından) bizlere kazandırdıkları için teşekkür etmeliyiz.

Elbette her yarışta olduğu gibi burada da bazı eksiklikler vardı ancak olumlu olan birçok nokta da vardı. Yarış sonrasında organizasyonu değerlendirirken her zaman yapıcı olmamız ve bazı şeyleri acımasızca eleştirip kırıp dökmememiz gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta amacımız; üzüm yemek olmalı, bağcıyı dövmek değil.. Bu bakış açısıyla gözlemlediğim artı ve eksileri aşağıda özetlemek istiyorum. Eminim ki sevgili Polat ve ekibi her zamanki pozitif yaklaşımlarıyla bu geri bildirimleri değerlendirecek ve bizlere önümüzdeki yıllarda çok daha güzel ve keyifli yarışlar düzenlemeye devam edecek…

Gözlemlediğim Artılar:

  • Parkur işaretlemesi tek kelimeyle kusursuzdu, neredeyse kaybolmak imkansızdı diyebilirim.
  • Parkur çok iyi ölçülmüş (yükseklik kazanımı dışında) neredeyse her noktada yazılı olan mesafe ile finişteki belirtilen mesafe aynıydı.
  • Yarışta baton kullanımının zorunlu tutulması çok faydalıydı, böylesine zor ve kırıcı bir parkurda batonsuz yol almak hiç de akıllıca olmazdı..
  • Yarış kitinde verilen Mammut buff ve yarış tişörtü tasarım ve renk olarak çok güzeldi sadece tişört daha teknik ve nefes alan bir kumaştan yapılırsa uzun mesafe yarışlarda da kullanılabilir.
  • Yarış madalyaları; tasarım, el emeği ve işçilik olarak bence kusursuzdu, bu konuda Polat’ın eşine emekleri için çok teşekkür ederim sadece madalyaya yarış mesafeleri ayrı olarak işlenmiş olsaydı çok daha güzel olurdu, sonuçta 90K koşan birisi olarak madalyanızın üzerinde koştuğunuz mesafenin de ayrı olarak belirtilmesini istiyorsunuz.
  • Yarış bipleri kağıt kalitesi olarak çok iyiydi, uzun süren yağmura ve saatlere rağmen üzerinde herhangi bir deformasyon oluşmadı, ilave olarak yarış bipi üzerinde diğer yarışlarda (Kapadokya Ultra) eklenen parkur eğim grafiği eklenebilir.

Gözlemlediğim Eksiler:

  • Yarış bipleri üzerinde acil durumlar için iletişim numarası, koşucunun acil durumda aranacak yakınının iletişim bilgisi ve koşucunun kan grubu  mutlaka eklenmeli,
  • Yarışın hiçbir kontrol noktasında ambulans veya sağlık görevlisi göremedim, belki ben fark etmemiş olabilirim ama acil bir durumda ya da çok sık yaşanan basit sakatlıklarda müdahale için mutlaka sağlık görevlisi olmalı,
  • Kontrol noktalarındaki beslenme istasyonları biraz zayıftı, bazı noktalarda olan çorba soğuktu, özellikle hava şartları düşünülerek bazı noktalara sıcak çay ve çorba eklenebilir, yine daha fazla çeşitte meyve ve tuzlu yiyecekler eklenebilir,
  • Yarış öncesi yapılan malzeme kontrolü start öncesinde ve yarış sırasında bazı noktalarda rastgele malzeme seçilerek tüm yarışçılar için uygulanmalı, zorunlu malzemeleri yanlarında bulundurmayan kişiler diskalifiye edilmeli, bu her şeyden önce o kişilerin iyiliği için gerekli.. Maalesef yarış sırasında şiddetli yağmur ve dolu altında uzun kol kıyafet ve yağmurluk taşımayan bazı koşucuların bizden malzeme istediğine tanık olduk.
  • Bazı kontrol noktaları arası çok uzundu öyle ki iki CP arası 3 saat civarı koşmanız gerekiyordu bu durumda birçok kişi beslenme ve su gereksinimi açısından sıkıntı yaşayabilir (özellikle sıcak havalarda) bu nedenle 18K ve 15K olan iki ara mesafenin yeniden düzenlenmesi ve aralara ilave istasyon konulmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Son olarak; sabır gösterip bu yazıyı buraya kadar okuduğunuz için size çok teşekkür ederim. Umarım yazdıklarım okuyanlara ve burada koşmayı düşünecek olan kişilere faydalı olur ve çok daha fazla insan bu muhteşem doğada tarihle iç içe olan bu parkura gelir.. Sevgiler..

Reklamlar

Tahtalı Ultra Sky 90K Yarış Raporu’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s